VE SON TREN KALKIYOR HAYDARPAŞA'DAN...



İstanbul'a giris kapısı
Ayrılanların ve kavuşanların mekanı..
Haydarpaşa göz yaşı, hıçkırıklar göz yaşına karışır.
Ya da kahkahalar duyulur inceden...
Ya yalnız dönülür, ya da sevgiliyle...
Umut, heyecan, hüzün gibi bir çok duygunun mekansal anlatımını barındıran Haydarpaşa gerçeğin ta kendisi aslında...
.............
Haydarpaşa Garı'nın denize bakan merdivenlerini, banliyö trenlerine koşuşturan insanlarını özleyeceğiz.
Ha bir de vapur düdüklerine  karışan tren seslerini...Sadece biz değil, bi de güvercinler...


Yeşilçam filmlerinde köyden gelenlerin ellerinde bavullarıyla Haydarpaşa Garı'nın merdivenlerinden iniş sahnesi, şaşkın şaşkın etraflarına bakınışları yaşayacak hafızalarda..
***
Bir simit, bir çay ve deniz aslında özetler her şeyi...
***
Tarih olmamalı, tarihi kalmalı Haydarpaşa,
Umarım yıllar öncesinden beri konuşulagelen projeye kurban gitmez...
***

''Haydarpaşa Garı'nda
1941 baharında
saat on beş.
Merdivenlerin üstünde güneş
       yorgunluk ve telâş
Bir adam
      merdivenlerde duruyor
bir şeyler düşünerek.
Zayıf.
Korkak.''


Ah Nazım ah! Sen yıllar önce çözmüşsün meseleyi...

ON AYGIR GÜCÜNDEYİM


Burası Gaziantep, yine kar var dışarıda. Karlı bir şehir değildi aslında burası, havanın bile ne olacağı belli değil artık.
Gaziantep' te yağış şekli yağmurdur desem, bana 1 haftalığına yatıya gelmiş misafirimi nasıl inandırırım ?
Dün eridi, gitti dedik, gece sanki duymuş ta, istiyoruz sanmış yağmış. Ben balkonumdaki karla yine kardan adam yaparım, yine kartopu oynarım oğlumla. O kadar da çok...Sokağa çıkmama gerek yok.
Ama artık kar topu oynamak istemiyorum. Ayrıca oğlumun da aklına gelmiyor dışarıdaki  karın ebesinin  süsü...Karın tadını bol bol çıkardık. Biz artık güneşimizi istiyoruz....

Gaziantep'i  üç kelimeyle anlatmak istesem, yapabilir miyim acaba?
Nedir bu türkçenin kalıp cümlelerinde biri:
Kendinizi , 3 kelime ile ifade eder misiniz, şehrinizi 3 kelime ile tanımlar mısınız? Neden 3?
 Bir kelimenin arkasına sığınan bir sürü kelime var farkında mısınız? Ayrıca herkesin doğrusu kendine doğrudur hesabına da girersek, zor iştir üç kelime ile ifade etmek bir şehri. Gelin şunu 3 cümle yapalım.
Baklavası va antep fıstığı ile ünlüdür
Çok güzel parkları vardır.
Patlıcan kebabı Gaziantep'e özgüdür.
Oldu mu? Somut verilerle konuşmalı o zaman diyeceksiniz. Ama onda bile ikiyi zor tuturuyoruz.Sivaslılar çıkıyor diyor ki: patlıcan kebabı bizim, İskenderunlular da ne diyor biliyor musunuz?
-Siz park görmemişsiniz.
O zaman nüfusunu, yüzölçümünü, tarımsal toprak oranını çıkarıp mı verelim yani, bu ne?Üç kelimeyle ifade etmek ne demek?
Bir erkeğe yöneltelim soruyu?
'' Kendinizi 3 kelime ile tanımlar mısınız?''
Zenginim, 185 cm im, yakışıklıyım.(Onlar için basit bir soru,mega bir cevap)
İlk ikisini anladık, bırak ta üçüncüye biz  karar verelim:)
Kadına gelelim, aynı soruya sizce bir kadın 3 kelimeyle cevap verebilir mi?
Kadın bir şehirdir. Hem de sadece bir değil, bir dolu şehirdir kadın.Bir şehri tanımlarken 3 kelimeyle anlatmak bu kadar zor iken, bir kadını tanımlarken kelimeler dans eder, yan gelir yatar bazen, ya da uçuşur havalara, fışkırır doruklara kimi zaman, kimi zaman göz yaşları yetişir imdadına, ya da kahkahalarla savrulur kelimeler yürekten, veyahut, gözyaşları kahkalara karışır, kelimelerin ifadesi yok olur, yüreğinin çığlıklarını, gözler anlatıverir.Sen şimdi kadına sorabilir misin bu soruyu? Sıkıysa sor. Rahat bir koltuk bul, yanına da kahveni al...Hızlı içme. Yavaş...Daha yavaş...
Biz yine  başka erkeğe soralım da biraz eğlenelim,
Ne cevaplar gelebilir? Üç cümle değil, gerçekten de 3 kelime ile bitirirler işi.
Örnek:
''Dürüstüm, romantiğim, eğlenceliyim''
Yalan,yalan,yalan...
Onlar zaten hep  mikrofonlara konuşurlar: ''Kendim gibi dürüst birisini arıyorum''
???
Bir başka matematik problemine göz atalım.
''on(1) aygır (2) gücündeyim (3)''
İşte bu, bakınız: 3 kelime...Fazlası yok, ifadenin gücüne bakın, anlatım, 3 kelime ile ifade edilirken, yoğun olarak kullanılan tuza bibere bakın. Biz kadınlar, bu malzemelerin içine simit(ince bulgur) ve salça katar, köfte yaparız.Yanına da ayran eder içeriz. Akşama da mide ağrısı çekeriz.
.....................
Ah kar. Sen yağarken, ben de bunları yazıverdim. Oğlum diyor ki;
-Anneee, ben artık karı sevmiyorum.
Yine iğrenç günümdeyim. ''Karı'' esprisini öğretiyorum ona...
-Nasıl evlendireceğiz seni peki?
-''Karı'' demiyorum, kar kar ...
deyip, pencereden dışarıyı gösteriyor. Düşünceli gözlerle bana bakıyor. Ama inanın hiç bir şey düşünmüyor, sadece öyle görünüyor.
Hayatın gerçeklerini bir kez daha hatırlatıyor oğlumun ifadesi bol ama, yüzeysel cevabı....
Ben bu yazıyı yazarken çok eğlendim. Umarım enerjimi sizlere de aktarabilmişimdir efenim...
En kısa zamanda görüşmek üzere...



ERKEK AKLI, KADIN HAKLI

Hayata bir kere geliyoruz, onda da ağlayacak değiliz. Blogum tam gaz sulu bazlı yayına devam edecek, 3 gün önce kuralları ihlal gerekçesiyle blogumun kaldırıldığı maili geldi bana. Anlatamam ne kadar üzüldüğümü, yapabileceğim tek şey vardı, Yanıtladım, Nedenini anlayamadığımı yazdım.'' yazılarımı gönderin lütfen'' dedim. Açıkçası ne olduğunu anlayamamıştım.Eklediğim site araç gereçlerinden birisinin virüsü mü sıçradı, yoksa yasaklı sitelerden birisinden mi widget ekledim diye düşünmedim değil.
Akşama bir baktım bana şöyle bir mail gelmiş arkadaşlar:
Merhaba, blogunuzla ilgili başvurunuzu aldık. İnceleme sonucunda, blogunuzun yanlışlıkla otomatik sistemimiz tarafından hizmet şartlarını ihlal ediyor olarak işaretlendiğini belirledik ve blogunuzu eski durumuna getirdik. İncelemeyi tamamlarken göstermiş olduğunuz sabır için teşekkür ediyoruz.

Başınıza gelebilir. Bir yanlışlık olabilir.Hemen pes etmeyin.
Şincik;... bir filmden bahsedeceğim sizlere, eğlenmek istiyorsanız izleyin,
hüzünlenmeyi seviyorsanız, aramaya gerek yok, o bizi zaten gelip bulur...
2009'da  gösterimde olan bu filmi, izleyenler vardır elbet.
Bir erkek bir kadına ‘‘nasılsın’’ diyorsa, altında ne yatıyordur bu sorunun?
Çok merak ediyorsanız ‘‘The ugly truth’’ u izleyin.Türkçe adı: Kadın aklı,erkek aklı. Çok eğlendim izlerken açıkçası, romantik komediyi sevenlere duyurulur. Tv programı yapımcısı Abby adlı bir kadının reytinglerinde düşüş olunca, yardımına işe yeni alınmış yakışıklı Mike koşar.
Mike bol bol ipucu veriyor erkekler hakkında. Düşündüm de, erkekler bu kadar kötü olabilir mi?
Filme göre;
Kadınların hayalindeki erkek profili:
1-Sevdiği kadınla, romantik bir akşam yemeğini her şeyin üstünde tutmalıdır.
2-Çok kibar ve ince olmalıdır.
3-Kadının düşüncelerine önem vermelidir.
4-Romantik olmalıdır.
5-Nasılsın lafının altında kötü emeller olmamalıdır.
6-Senden başka kimseyi kadın olarak görmemelidir. Diğer tüm kadınlara bir ağabey, kardeş olmalıdır.
7-Seni güzel olduğun için sevmemelidir.
8-Yatarken dişlerini fırçalamalıdır.
9-Senin üstün yanların olduğunu fark edince, ezici bir rakip gibi davranmamalıdır.

Şimdi gelelim filmden öğrendiğimiz kadarıyla, bir erkeği cebe atmanın yollarına;
1- Kadın güzel olmalı,
2-Rahat değil, şık giyinmeli,
3-Kontrol manyağı olmamalı
4-Erkeklerin anlattıklarını ilgiyle dinliyor gibi yapıp, kahkahalar savurmalı.
5-İki ruhlu olmalı: azize ve fahişe ruhlu.
6-Keşfedilmemeli.

Erkeklerin kadınlar hakkındaki düşüncelerine,  bakış açılarına gelince;
Onu da artık izleyiver sevgili okur...

KADINLARA


Hayatın hızına ayak uydurmalısın, bir yerlerde beklersen geç kalacaksın,
Hızlı gitmeyi becermelisin, çekip gitmeyi bilmelisin gerekirse,
kimseye eyvallahın olmamalı, sabır gereklidir ama fazlası zarar olan zararlılardandır.
Seni seviyorum  demek kadar kolay olmalı gidişin, güçlü, kendinden emin olmalısın, elindeki güller güzel kokmalı, solmadan değiştir bir yenisiyle.
Bir bara gidip içebilmelisin tek başına, kalıplarının dışına çıkmalısın, üzerine yapıştırılmış kadınlık kalıbından çık artık, bir pastayı kalıptan çıkarır gibi, çıkar üzerindeki kalıbı, fırlat at artık, her şey seni bulacak, istediğin tüm şeyler, yüzündeki o hiç sevmediğin çizgiler yok olacak, kalıbın içinde kırıştın kaldın. Bırak artık o kalıpla gezmeyi, kendini kısıtlama, özgür ol, ruhunu özgür bırak. Dinle o birbirine karışan dünya ezgilerini...
Hayatın hızına ayak uydur, belki yarın yoksun, yapamadığın her şeyi yap, sevgiyi ara, kaybettiğin altın kolyeyi aramakla vakit kaybetme. Dağıt duygularını, tüm duygularını tanı, onlardan çekinme, dünyayı gez, filmdeki başrol sensin, bir film çevirdiğini düşün, kendini özel hisset, hep yapmak istediğin ama yapamadığın şeyleri erteleme artık. Senin o çok değerlinin istediği bir şey var ya, onu da erteleme, ne olur ne olmaz.
Senin şarkın hangisi? Bir film çeviriyorsun ve bu şarkı olacak senin film müziğin. Sık sık dinle, cebe indir dinle, arabada dinle, bütünleş şarkınla, bulutların üzerinde hisset kendini, Hayatın gerçekleri seni korkutmuyorsa, rüyaların da korkutmasın seni,
yaşa duygularını,
engelleme beynini,
kasma kalbini,
espri oluşsun beyninde, bir yüzü buruşuğun senin gününü zehir etmesine izin verme.
Hayatın kontrolünü eline al,
sen aç sen kapa romanının yapraklarını,
senaryosunu yaz filminin,
şarkı sözlerini yaz hayatının...
Bir bisiklete bin git kilometrelerce,
bir denize gir çıkar mayonu, çıplak yüz,
aniden işini gücünü bırak, yurt dışına çıkmaya karar ver,
bu kadar özgür düşünmeyi öğrenmezsen, sorun mu olur?
Evet olur maalesef... Kaçırdığın şeylerin farkında bile olmazsın.
Çok fazla takılma her şeye,
iyi bir yanını  bul eleştirdiklerinin.
Mesela kocana ‘sert olma’ eleştirisinden vazgeç. 15 santim önemli olan. Gerisini boşver... J

PEPEEE

Kızım Pepe hayranı, ben de, kızım Pepe'yi izlerken kızımı  izliyorum. Pepe izlerken  yemeğini kolayca yedirebiliyorum Ece'min.
Videoya bakın  ama, ne kadar tatlı, doğruyu söylemek gerekirse, ben bile bayılıyorum.Bebelerimiz nasıl sevmesin ki, bu şirin Pepe'yi, kız kardeşi Bebeyi, 'Pöpööööö' diye bağıran dedeyi...

KALBİM ''İSTANBUL, İSTANBUL''DİYE ÇARPARKEN

Bu nasıl bir şanstır anlayamadım ki! Ben İstanbul'u seviyorum, ben bu şehirde olmak istiyorum, ama havalar bana inat kötüye gidiyor...
Burası Gaziantep. 3 gün önce bol bol kar yağdı.Pazar günü İstanbul uçak seferleri iptal edildi. Ve yarın akşam kısmet olursa ben de uçacağım diye düşünürken, kahrolası hava durumu bana yamuk yapıyor, ve Çarşamba akşamı yoğn kar yağışı haberleri kalbimi buzdan parçalara ayırıyor. Olacak iş değil.
Ama ben tüm olumlu enerjiyi çekeceğim ve İstanbul'a gideceğim, göreceksiniz. Ertesi gün de İstanbul'dan yazacağım.
Olumlu düşünüyorum.Hava durumu ne derse desin, ben havanın güzel olacağına inanıyorum yarın akşam. Buzdan parçalara ayrılan kalbim, güneşin ışınlarıyla ısınacak ısınacak, ateşim İstanbul'u da etkisi altına alacak. Ta ki ben dönene kadar:) Sonra yağsın kar, gülümsesin kardan adam, ama şimdi erisin gitsin balkonumda yaptığım kardan adam...
Tüm Gaziantep'ten İstanbul'a gidecek yolculara bol şans diliyorum.
Daha fazla yazmayacağım.
Perşembe görüşürüz...

NEDEN MİSİ?

Eşimin en sevdiği meyve üzümdür. Üzüm mevsimi gelince, hele o yeşil üzümler piyasaya düşünce, eşimin ağzı sulanmaya başlar, hiç beklemeden alır. Ve ne hikmetse, oğlumun da çok sevdiği bir meyvedir üzüm.
Bana gelince; çok sevdiğimi söyleyemem.
Yıllar önce bir tatil sabahı, annem bana çok solgun göründüğümü ve muhtemelen kansız olduğumu söylemişti. O zamanlar bir üniversiteliydim. Tatil günü evime gelmiştim.Annem, kansızlık için bol bol üzüm yemem gerektiğini söylediğinde, önce omuz silkmiştim.Haftasonu tatilinden sonra yurda dönünce, kendimi gerçekten kötü hissettim. İ
ştah açan manavlar olur ya hani, yeşilin, sarının, kırmızının her tonu vardır, taze taze kokar meyveler sebzeler. İşte öyle bir manavdan, salkım salkım üzümü alıp, yurda döndüm. Bir güzel yıkadıktan sonra, tabağa koydum.Ranzanın üst katındaki yatağıma geçtim. Üzüm yemeye koyuldum. Yedikçe şişiyor, şişsem de yemeye devam ediyordum. Sonunda bir poşet dolusu üzümü bitirdim. O hafta her gün yiyeceğimi düşünerek almıştım o üzümleri. Hesabıma göre bir hafta düzenli yersem, kan yapacaktı. Ama 1 sene boyunca düzenli yemedim:)
''Misi'' kelimesi; hep hoşuma gitmiştir.  Kızımın adını koyarken, Misi'nin ne anlama  geldiğini de araştırmıştım. Sonra öğrendim ki, 'Misi' bir köy adı imiş.Orhaneli-Bursa Yolu üzerinde eski bir Rum Köyü olup, üzümü ve bir zamanlar şarabı ile ünlü imiş.Bu sebeple, bir zamanlar,meşhur Misi üzümü ve Misi şarabı varmış.
...............
Trakyadan Anadoluya geçen altı kavimden biri olan Mysiler burada "Misyalılar" olarak bilinen bir birlik kurmuşlar, bu kavim dünya tarihinde ilk kez batıdan doğuya göç eden kavimmiş.
Görmek istediğim yerlere bir yenisi eklendi...
Ben adını, eşim de tadını sevdiğine göre, ''Bayan Misi'' olsun dedim bloğumun adı.