![]() |
| MUTLULUK BAZEN ULAŞILMAYANDIR |
OOH LA LA (MİM)
Gönderen MİSİ zaman: Çarşamba, Haziran 06, 2012
Kuulumsu'm ve Biricit'ciğim beni mimlemişler.
Aslında bir sürü biriken mim konusu var, ama bu konuda (mutluluğun resmi) yazmak çok cazip geldi. Hemen yazmaya koyuldum.
Önce mutluluğun tanımını yapmak istiyorum. Nedir mutluluk? Bir annenin kolları mı? Bebeklerini koklamak, doya doya öpmek midir mutluluk? Ya da aşkının boynuna sarılmak mı? Düşünmeden yazıyorum bunları, önce anaç sonra aşık bir kadınım ben, evet şimdi farkettim. Aslında önce özgür olduğumu düşünüyodum ama? İlk önce benim yüreğimden kopan cümleler bunlar olduğuna göre, özgürlük, üçüncü sıradaymış.
Benim mutluluğum, çocuklarım öncelikle. Annelik sonra...Onların evde olduğunu bilmek, onları uyutmak, yedirmek, onlarla oynamak, bazen ilgilenemeyince vicdan yapmak, kollarıma alıp, öpmek, öpmek, öpmek...
Sonra kocamla beraberken, ona bakıp, ilk tanıştığım günü düşünmek ve ona daha da bağlanmak, yanımda olduğunu bilmek, onun yanında şımarık bir kız çocuğu olmak, bana aşık bir adamın kusurlarımı görmezden gelebildiğini görmek, sen beni kandırmadın, ben inanmayı seçtim diyen gözleriyle, her yaptığımı tatlı görmesi, o var diye rengarenk görebilmek hayatı, imgelemimde renkli bir gelecek oluşturmak onunla...
Mutluluk aşktır, sevgidir, güzelliktir.
..........................
Mutluluk İSTANBUL,mutluluk: kardeşinle telefon sohbeti, kardeşlerinin varlığı, mutluluk sevdiğin bir arkadaşınla kahve muhabbeti yapmak, mutluluk tatil yapıp kafanı dinlemek, mutluluk seni mutsuz eden her bir şeyden uzaklaşabilmek ve bunu yapabildiğin için kendinle gurur duymaktır.
İşte şimdi mutluluğun resimleri geliyor:)
Ve bağlıyorum. Bazen mutluluk ulaşılmayandır. İstanbuldur mutluluk. Sevdiklerinle İstanbul'da buluşmaktır. Orada anaç olmaktır, orada aşık olmaya devam etmektir ya da bir kez daha aşık olmaktır sevdiğin adama. İstanbul'u çok daha yakından izlemektir ama;
O'nunla, çocuklarınla, annenle...
Bütün mutlulukları toplayıp, İstanbul'a götürmektir hepisini:)
Çok şey mi istiyorum kocacım????
mimlenenler:
Etiketler:edebiyat,şiir, makale,yazar, mutluluğun resmi, mutluluğun resmini çizmek, oh la la, ooh la la
AMA; İLK OLARAK BABAMLA EVLENDİN
Gönderen MİSİ zaman: Salı, Haziran 05, 2012
Kerem beni yine güldürdü. Babasıyla az önce dışarıdan geldiler. Baktım, ben söylemeden pijamalarını giyindi ve yatağa girdi. Ellerini yıkamamış, dişlerini fırçalamamış. Hadi hemen kalk, elini yıka, dişini fırçala, sonra ben de sana bir fıkra anlatayım dedim. Tamam diyerek yatağından fırladı. O ellerini yıkarken, ben onun yatağına uzanmıştım bile.Cebime gelen günün fıkrasını anlatmaya başladım:
Bir grup kaplumbağa pikniğe gitmeye karar vermişler. Bunlar böreklerini almışlar, koyulmuşlar yola... Piknik yerine gitmeleri de 1 yıl sürmüş. Kaplumbağalar da tuz olmadan yaşayamazlarmış yolda giderken bütün tuzu bitirmişler.1 yıl geçmış sonunda piknik yerine ulaşmışlar neyse böreklerini açmışlar bir bakmışlar ki; tuzları bitmiş. Elbette tuzsuz yaşayamazlar, kim gitsin derken en yaşlıları gitse gelene kadar ölür en iyisi "en gencimiz gitsin" demişler. Genç kaplumbağa da kabul etmiş ama "bir şartım var" demiş:
- Ben gidip gelene kadar kimse bu börekleri yemeyecek.
Herkes kabul etmiş.
Genç kaplumbağa gitmiş. Aradan 6 ay geçmiş yaşlı kaplumbağa ölmek üzereymiş, herkes "sen ye yaşlısın ölüceksin." demiş.
O :
- Hayır söz verdim gelene kadar yemiyecem.
1 senenin dolmasına cok az kalmış ki yaşlı kaplumbağa dayanamamış tam elini böreğe uzatmış çalıların arasından genç kaplumbağa çıkmış:
-Yaa ! Demek ki gitseydim börekleri yiyecekmişsin...
Epey bir güldü. Daha sonra sorular sordu, cevaplar verdim. Soruları hep sayısaldı. Kendimi sınavda gibi hissettim.
-20 yıl kaç gün eder?
-2000 saat kaç gün eder?
-1000 gün kaç saat eder?
Şu aralar gün ve saat kavramlarına takılmış oğlum... En son baktım, böyle olmayacak, ben yattıkça soru geliyo, cevaplamasan bi türlü, cevaplasan ayrı bi türlü, sorularına yuvarlak cevaplar verdim.1 yıl 365 gün ise, 20 yıl 20 çarpı 365 gün eder dedim mesela...
Sonra - Hadi ben kalkayım dedim, yoksa uyumayacak, sohbet koyu.
Giderken
-Aşkımmm, sen bana ilk anne diyen insansın dedim. O da şöyle cevap verdi:
_Ama, ilk olarak babamla evlendin.
Bir grup kaplumbağa pikniğe gitmeye karar vermişler. Bunlar böreklerini almışlar, koyulmuşlar yola... Piknik yerine gitmeleri de 1 yıl sürmüş. Kaplumbağalar da tuz olmadan yaşayamazlarmış yolda giderken bütün tuzu bitirmişler.1 yıl geçmış sonunda piknik yerine ulaşmışlar neyse böreklerini açmışlar bir bakmışlar ki; tuzları bitmiş. Elbette tuzsuz yaşayamazlar, kim gitsin derken en yaşlıları gitse gelene kadar ölür en iyisi "en gencimiz gitsin" demişler. Genç kaplumbağa da kabul etmiş ama "bir şartım var" demiş:
- Ben gidip gelene kadar kimse bu börekleri yemeyecek.
Herkes kabul etmiş.
Genç kaplumbağa gitmiş. Aradan 6 ay geçmiş yaşlı kaplumbağa ölmek üzereymiş, herkes "sen ye yaşlısın ölüceksin." demiş.
O :
- Hayır söz verdim gelene kadar yemiyecem.
1 senenin dolmasına cok az kalmış ki yaşlı kaplumbağa dayanamamış tam elini böreğe uzatmış çalıların arasından genç kaplumbağa çıkmış:
-Yaa ! Demek ki gitseydim börekleri yiyecekmişsin...
Epey bir güldü. Daha sonra sorular sordu, cevaplar verdim. Soruları hep sayısaldı. Kendimi sınavda gibi hissettim.
-20 yıl kaç gün eder?
-2000 saat kaç gün eder?
-1000 gün kaç saat eder?
Şu aralar gün ve saat kavramlarına takılmış oğlum... En son baktım, böyle olmayacak, ben yattıkça soru geliyo, cevaplamasan bi türlü, cevaplasan ayrı bi türlü, sorularına yuvarlak cevaplar verdim.1 yıl 365 gün ise, 20 yıl 20 çarpı 365 gün eder dedim mesela...
Sonra - Hadi ben kalkayım dedim, yoksa uyumayacak, sohbet koyu.
Giderken
-Aşkımmm, sen bana ilk anne diyen insansın dedim. O da şöyle cevap verdi:
_Ama, ilk olarak babamla evlendin.
BENİM YAKIŞIKLI PERİ
Gönderen MİSİ zaman: Cumartesi, Mayıs 26, 2012Çoraplarımın hepsi kaçık... Benim gibi:) Ne olacak benim halim? Bir günlük çorap benimkiler. Çoraplar,bacaklarıma dayanamıyorlar. Ya da bacaklarım günübirlik ilişkileri seviyor.
Hafta başında 5 çorap almıştım. Bugün düğüne gidecektim. Giyindim, kuşandım, bi de baktım, çekmecede çorap kalmamış. Ve çevrede bir çorapçı yok. Saat 19:00 da hazır olmalıyım. 1 saat kalmış. Peri, sihirli değneğiyle 5 tane çorabı tuttu fırlattı.
Bu peri benim baloya yetişmemi sağladı.
Giderken bana;
-'Çok geç kalma, 9' da burada ol, çocuklar uyuyacak' dedi.
Tam 21:00 da evimde oldum. Büyü bozulabilir, bu peri kızgın bir canavara dönüşebilirdi. Bir baktım perim, çocukları uytmuş, nescafelerimizi hazır etmiş, mısır patlatıyor. 'Bugün eurovision var' diyor. Hemen üstüme rahat bir şeyler giyinip, geliyorum, kahvelerimizi içiyoruz, şarkıları dinliyoruz, beğendiklerimize puan veriyoruz. Peri yorum yaparken, sesi kesilmeye başlıyor. Uyumuş yakışıklı perim.
Bana yine yaranamıyor. Bağırıyorum yine:
-Böyle olmaz, bugün sana 0 puan veriyorum.
Ben kaçık bir tipim. Çoraplarım da benim gibi. Her gün çöpte bir çorap var. İyi ki de benim yakışıklı peri, bu kaçığı çöpe atmıyor.
GÜZELLİK BAŞA BELA MI?
Gönderen MİSİ zaman: Pazartesi, Mayıs 21, 2012
Güzel olmak çoğu zaman bir avantaj gibi görülür.
Güzel kadın. İyi talipleri çıktı, İşveren ona torpil geçiyor, güzel olduğunu biliyor, güzelliğini kullanıyor, dediğim dedik, herkes etrafında, her söylediğini doğru zannediyor, ukala....Vesaireler bitmez.
Güzel kadının etrafında pek kadın dostu yoktur aslında. Diğer kadınlar mecburiyet varsa yaklaşır, işini bitirir ve çekilir kenara. Kocalarının bulunmadığı ortamda buluşurlar güzel kadınlarla. Bahaneler yaratırlar gel gitler tekrarlanmasın diye. Güzel kadınları karalarlar eşlerine, 'çok saf' ya da 'aptal' olur güzel kadınlar. Ama güzel kadınlar maalesef, bütün bu oyunların en içli oyuncusudur güzel olduğu kadar. Her şeyin farkındadır, duymadığını duyar, görmediğini görür. Çünkü bunu defalarca yaşatır çevresindekiler. Hatta öyle ki; bazen güzelliğini kamufla ettiği durumlar dahi olur. Yalnız kalmamak için, yanlış anlaşılmamak için, güzelliğinin farkında değilmiş gibi davranmaya çalışır, öyle de davransa sonuç kaçınılmazdır. Güzelin pek dostu yoktur. Çevresine rakipler doluşur, iş ortamında ayağını kaydırmak isteyenler çok olur, açığını çabuk yakalar çevredekiler bu kadınların, onların yaptıkları küçük hatalar öyle büyür ki, başkası yapsa idare edilir, ama onlar yapmamalıdır.Bazen işe alınmaması,bazen işten çıkarılması bile güzelliğiyle bağlantılıdır kimi zaman.Çünkü huzuru bozmaktadır bu kadın. Herkesin huzuru kaçmıştır, çoğunluk kadınsa şayet.
Güzel olmanın bedellerini bir şekilde ödüyor bu kadın. Hem iş yaşantısında, hem ev yaşantısında, bu baskıyı hisseden güzel kadın, kocasının arkadaşları ve eşleriyle bir kere görüştükten sonra, mecbur olunmadıkça, ikincisi tekrarlanmıyor. Yalnız bir çift oluveriyor güzel kadın ve eşi. Eşi de güzel kadınla evliliğin bedelini bu şekilde öder. O da farketmeye başlar etraftaki kadınların kaçıştığını.
Düşünmek istemez, güzel olduğunu unutmak ister güzel kadın. Ama maalesef, erkeklerin bakışları hatırlatır güzel olduğunu. Kadınların bakışları ise, bir kere daha hatırlatır çirkin olmadığını...
Zaman geçtikçe güzelliğinin de bedelini ödeyecek olan güzel kadın, yıprandıkça, mutlu oluyor mu peki? Hayır tabi ki. Hayatı boyunca yaşamının onu oturttuğu sıcacık koltuk, soğumaya başlıyor. Yaşamın ona sunduğu kırmızı parlak elma çürümeye başlıyor. Ve zaman, verdiklerini almaya başlayınca, daha mı çok acı çekiyor?
Peki şimdi; hala çok güzel olmanın mutluluk verici bir şey olduğunu düşünüyor musunuz?
Firuze'yi dinleyelim şimdi...
Güzel kadın. İyi talipleri çıktı, İşveren ona torpil geçiyor, güzel olduğunu biliyor, güzelliğini kullanıyor, dediğim dedik, herkes etrafında, her söylediğini doğru zannediyor, ukala....Vesaireler bitmez.
Güzel kadının etrafında pek kadın dostu yoktur aslında. Diğer kadınlar mecburiyet varsa yaklaşır, işini bitirir ve çekilir kenara. Kocalarının bulunmadığı ortamda buluşurlar güzel kadınlarla. Bahaneler yaratırlar gel gitler tekrarlanmasın diye. Güzel kadınları karalarlar eşlerine, 'çok saf' ya da 'aptal' olur güzel kadınlar. Ama güzel kadınlar maalesef, bütün bu oyunların en içli oyuncusudur güzel olduğu kadar. Her şeyin farkındadır, duymadığını duyar, görmediğini görür. Çünkü bunu defalarca yaşatır çevresindekiler. Hatta öyle ki; bazen güzelliğini kamufla ettiği durumlar dahi olur. Yalnız kalmamak için, yanlış anlaşılmamak için, güzelliğinin farkında değilmiş gibi davranmaya çalışır, öyle de davransa sonuç kaçınılmazdır. Güzelin pek dostu yoktur. Çevresine rakipler doluşur, iş ortamında ayağını kaydırmak isteyenler çok olur, açığını çabuk yakalar çevredekiler bu kadınların, onların yaptıkları küçük hatalar öyle büyür ki, başkası yapsa idare edilir, ama onlar yapmamalıdır.Bazen işe alınmaması,bazen işten çıkarılması bile güzelliğiyle bağlantılıdır kimi zaman.Çünkü huzuru bozmaktadır bu kadın. Herkesin huzuru kaçmıştır, çoğunluk kadınsa şayet.
Güzel olmanın bedellerini bir şekilde ödüyor bu kadın. Hem iş yaşantısında, hem ev yaşantısında, bu baskıyı hisseden güzel kadın, kocasının arkadaşları ve eşleriyle bir kere görüştükten sonra, mecbur olunmadıkça, ikincisi tekrarlanmıyor. Yalnız bir çift oluveriyor güzel kadın ve eşi. Eşi de güzel kadınla evliliğin bedelini bu şekilde öder. O da farketmeye başlar etraftaki kadınların kaçıştığını.
Düşünmek istemez, güzel olduğunu unutmak ister güzel kadın. Ama maalesef, erkeklerin bakışları hatırlatır güzel olduğunu. Kadınların bakışları ise, bir kere daha hatırlatır çirkin olmadığını...
Zaman geçtikçe güzelliğinin de bedelini ödeyecek olan güzel kadın, yıprandıkça, mutlu oluyor mu peki? Hayır tabi ki. Hayatı boyunca yaşamının onu oturttuğu sıcacık koltuk, soğumaya başlıyor. Yaşamın ona sunduğu kırmızı parlak elma çürümeye başlıyor. Ve zaman, verdiklerini almaya başlayınca, daha mı çok acı çekiyor?
Peki şimdi; hala çok güzel olmanın mutluluk verici bir şey olduğunu düşünüyor musunuz?
Etiketler:edebiyat,şiir, makale,yazar, firuze, güzel kadın olmak, güzel olmanın avantajları, güzel olmanın dezavantajları, güzellik başa bela mıdır
HAYALLER GERÇEK OLMUŞ!
Gönderen MİSİ zaman: Salı, Mayıs 15, 2012
Okuduğum bir yazıyı paylaşmak istedim okur. Siz de bilgilenin, bilgilenin ki, 'asla böyle bir şey olamaz' demeyin. Çünkü zamanında 'asla olmaz' demişler ve olmuş.Sizin de 'asla olamaz' dedikleriniz neler? Paylaşırsanız sevinirim. Mesela; ben zaman makinesinin olabileceğine asla inanmıyorum.
Buyrun, okuyun:
** Gelecekteki bilimsel ilerlemeler ne olursa olsun, insanlık Ay'a asla ulaşamayacaktır." (, vakum tüpünün kaşifi ve televizyonun babası.)
** Keşfedilebilecek her şey keşfedilmiş bulunuyor." (Charles H. Duell, commissioner, U.S. Office of Patents, 1899)
** Lokomotiflerin posta arabalarından iki kat daha hızlı gidebileceği hakkında beslenen kanaatten daha saçma ne olabilir?" (The Quarterly Review,England (March 1825)
** Ameliyatlarda acının dindirilmesi aptalca bir hayaldir. Onu aramaya çalışmak saçmalıktır. Ameliyatlardaki bıçak ve acı hastaların zihninde ebediyen birlikte yaşayacak iki kelimedir." (Dr.Alfred Velpeau (1839) French surgeon)
** İnsanların Ay'a seyahat edebileceklerini düşünmek, fırtınalı Kuzey Atlantik Okyanusunu buharlı gemiler kullanarak geçebileceklerini düşünmek gibidir." (Dr. Dionysus Lardner (1838) Professor of Natural Philosophy and Astronomy, University College,London)
** Ay'a roket göndermek gibi aptalca bir fikir, habis uzmanlaşmanın düşünceye karşı kapıları sımsıkı kapalı hücrelerde çalışan bilimcileri hangi saçma noktalara götürebileceğinin bir örneğidir."(A.W.Bickerton (1926) Professor of Physics and Chemistry, Canterbury College, New Zealand)
** Paris sergisi kapanınca elektrik ışığı da sönecek ve artık ondan hiç sözedilmeyecek." (Erasmus Wilson (1878) Professor at Oxford University)
** İyi bilgilenmiş kimseler bilirler ki, sesi teller üzerinden nakletmek imkansızdır, bu mümkün olsa bile böyle bir şeyin pratik bir değeri olamaz." (Editorial in the Boston Post 1865)
** Geçen yıl hiç bir radikal gelişme ortaya çıkmamış olmasından anlaşılıyor ki otomobil gelişiminin son noktasına pratik olarak ulaşmıştır." (Scientific American, Jan. 2, 1909)
** Havadan hafif ve uçabilen makineler imkansızdır." (Lord Kelvin, ca. 1895, Biritish mathematician and physicist)
** Radyonun geleceği yoktur." (Lord Kelvin,ca. 1897)
** Televizyon teorik ve teknik olarak mümkün olsa bile ben onun ticari ve finansal bakımdan imkansız olduğunu ve geliştirilmesi için çok fazla zaman harcamamamk gerektiğini düşünüyorum." (Lee DeForest, 1926 American radio pioneer)
** ENIAC'ın üstündeki hesap makinesi 19,000 vakum tüpüyle donatıldığına ve 30 ton geldiğine göre, geleckteki bilgisayarlarda belki de sadece 1,000 vakum tüpü bulunabilir ve onlar 1,5 ton ağırlığında filan olabilir." (Popular Mechanics, March 1949)
** Herkesin evinde bir bilgisayar bulunmasının gereği yok." (Ken Olson, 1977, President, Digital Equipment Corp.)
** Nükleer enerjinin bir gün elde edilebileceğine dair en ufak bir gösterge bile bulunmuyor. Bu, atomu istediğimiz gibi parçalayabileceğimiz anlamına gelirdi." (Albert Einstein, 1932)
Buyrun, okuyun:
** Gelecekteki bilimsel ilerlemeler ne olursa olsun, insanlık Ay'a asla ulaşamayacaktır." (, vakum tüpünün kaşifi ve televizyonun babası.)
** Keşfedilebilecek her şey keşfedilmiş bulunuyor." (Charles H. Duell, commissioner, U.S. Office of Patents, 1899)
** Lokomotiflerin posta arabalarından iki kat daha hızlı gidebileceği hakkında beslenen kanaatten daha saçma ne olabilir?" (The Quarterly Review,England (March 1825)
** Ameliyatlarda acının dindirilmesi aptalca bir hayaldir. Onu aramaya çalışmak saçmalıktır. Ameliyatlardaki bıçak ve acı hastaların zihninde ebediyen birlikte yaşayacak iki kelimedir." (Dr.Alfred Velpeau (1839) French surgeon)
** İnsanların Ay'a seyahat edebileceklerini düşünmek, fırtınalı Kuzey Atlantik Okyanusunu buharlı gemiler kullanarak geçebileceklerini düşünmek gibidir." (Dr. Dionysus Lardner (1838) Professor of Natural Philosophy and Astronomy, University College,London)
** Ay'a roket göndermek gibi aptalca bir fikir, habis uzmanlaşmanın düşünceye karşı kapıları sımsıkı kapalı hücrelerde çalışan bilimcileri hangi saçma noktalara götürebileceğinin bir örneğidir."(A.W.Bickerton (1926) Professor of Physics and Chemistry, Canterbury College, New Zealand)
** Paris sergisi kapanınca elektrik ışığı da sönecek ve artık ondan hiç sözedilmeyecek." (Erasmus Wilson (1878) Professor at Oxford University)
** İyi bilgilenmiş kimseler bilirler ki, sesi teller üzerinden nakletmek imkansızdır, bu mümkün olsa bile böyle bir şeyin pratik bir değeri olamaz." (Editorial in the Boston Post 1865)
** Geçen yıl hiç bir radikal gelişme ortaya çıkmamış olmasından anlaşılıyor ki otomobil gelişiminin son noktasına pratik olarak ulaşmıştır." (Scientific American, Jan. 2, 1909)
** Havadan hafif ve uçabilen makineler imkansızdır." (Lord Kelvin, ca. 1895, Biritish mathematician and physicist)
** Radyonun geleceği yoktur." (Lord Kelvin,ca. 1897)
** Televizyon teorik ve teknik olarak mümkün olsa bile ben onun ticari ve finansal bakımdan imkansız olduğunu ve geliştirilmesi için çok fazla zaman harcamamamk gerektiğini düşünüyorum." (Lee DeForest, 1926 American radio pioneer)
** ENIAC'ın üstündeki hesap makinesi 19,000 vakum tüpüyle donatıldığına ve 30 ton geldiğine göre, geleckteki bilgisayarlarda belki de sadece 1,000 vakum tüpü bulunabilir ve onlar 1,5 ton ağırlığında filan olabilir." (Popular Mechanics, March 1949)
** Herkesin evinde bir bilgisayar bulunmasının gereği yok." (Ken Olson, 1977, President, Digital Equipment Corp.)
** Nükleer enerjinin bir gün elde edilebileceğine dair en ufak bir gösterge bile bulunmuyor. Bu, atomu istediğimiz gibi parçalayabileceğimiz anlamına gelirdi." (Albert Einstein, 1932)
Etiketler:edebiyat,şiir, makale,yazar, aya seyahat, aya yolculuk, bilimsel ilerlemeler, Dr.Lee De Forest, hayallerin gerçek olması, nükleer enerji, zaman makinesi
MİM SORUSU:'KADINLARA SUNULMUŞ TEK GELECEK EVLİLİK MİDİR ?'
Gönderen MİSİ zaman: Çarşamba, Nisan 25, 2012
Evlilik bir mecburiyet midir?
Evlilik, her genç kızın arzusudur aslında, her ne kadar 'bekarlık sultanlıktır', 'Evlenmesi bir alacakuş, geçinmesi bora ile kış' gibi atasözlerimiz var ise de;'Çok koca seçen kız, kelle evlenmek zorunda kalır' gibi bir atasözümüz de mevcuttur.
'Kızını fırsat bulunca, oğlunu canı isteyince evlendir' atasözümüz de, aslında kız annelerinin bilinçaltını açık bir şekilde ifade etmektedir.
Ah kız anneleri; yaş biraz geçince, evde kalacaksın edasıyla bakarlar kızlarının gözlerine, ama ağızları tatlı konuşur genelinin. Çünkü kızlarının mutluluğunu da isterler.
Peki ya beyefendiler?
Ayh, onların işi hep kolay oldu zaten. Onlar 35 yaşında evlendiklerini, çok gezip gördüklerini ballandıra ballandıra anlatırlar evli erkek arkadaşlarına, evli beyefendilerin de ağızlarının suyu akar. Ağzından bal damlıyordur bu bekar arkadaşlarının.
Tek geleceğimiz evlenmek midir? Kalıpların dışında düşünmek suç mudur? Bırakın mecburiyeti, aslında hepimizin içinde kaynar bir kazan fokurdar. Aşık olmak, aşkınla bir yuva kurmak, pembe panjurlu ev, babasına benzeyen bir erkek çocuğu hayali mevcuttur beyinlerimizin sol sütununda, ama maalesef bunu bastırırız. 'Önce kariyer' 'Evlilik bana çok uzak geliyor' gibi cümleleri önümüze siper ederiz.
Bunlar da hayatın bizden beklentileridir aslında. Hayat bizi yönlendirmektedir. Hayata karşı yeniğiz. O nedenle, evlilik bize sunulmuş tek gelecektir, o nedenle, madem olacak; biz aşkımızla evlenmek istiyoruz. O nedenle hayallar kuruyoruz. İlk gecemizi bile evliliğe saklamış bireyleriz. Evlilik bizim tek geleceğimiz çünkü. Üretkenliğe karşı durgunluk yaşamamalı beyinlerimiz. Çünkü biz bu psikolojinin ağırlığıyla eziliriz...
Ve sonra, kadın evlenmeyi bekler. Erkek isteyince gelir alır. Kadın evlilik hazırlıklarına başlar, erkek zaten bir bekçi köpeği gibi(sevimlilerinden!) yapılması gerekeni yapar. Bu arada, kızcağızın giyim tarzından, erkek arkadaşlarıyla münasebetine kadar, her bir şeyini değiştirmesi gerektiğine vurgu yapar...
Ve sonra kız, bu adama aşık olur. Adam kıskanıyordur çünkü.
Yemişim kıskançlığını...;)
Aslında evlilik düzenli bir cinsel hayat için yapılmış bir uygulamadır. Erkek için ütü olayına kesin çözümdür.
Boşanmak için gerçekleştirilen bir eylemdir kimi için.
Kısacası evlilik,Simone De Beauvoir'in dediği gibi, geleneksel olarak kadınlara sunulmuş tek gelecektır. Bir çok kadın ya evlidir, ya bir zamanlar evlilik geçirmiştir,ya da evli olmadığı için acı çekiyordur.
Not: Bu konuyu paslamak istedim ben de;
Siz ne dersiniz?
Kuulumsu
İpek böceği
kahveli misbon
Fragile
elmyra
yakup
Aradia
Biricit
Şimdiden teşekkürler herkese...
Evlilik, her genç kızın arzusudur aslında, her ne kadar 'bekarlık sultanlıktır', 'Evlenmesi bir alacakuş, geçinmesi bora ile kış' gibi atasözlerimiz var ise de;'Çok koca seçen kız, kelle evlenmek zorunda kalır' gibi bir atasözümüz de mevcuttur.
'Kızını fırsat bulunca, oğlunu canı isteyince evlendir' atasözümüz de, aslında kız annelerinin bilinçaltını açık bir şekilde ifade etmektedir.
Ah kız anneleri; yaş biraz geçince, evde kalacaksın edasıyla bakarlar kızlarının gözlerine, ama ağızları tatlı konuşur genelinin. Çünkü kızlarının mutluluğunu da isterler.
Peki ya beyefendiler?
Ayh, onların işi hep kolay oldu zaten. Onlar 35 yaşında evlendiklerini, çok gezip gördüklerini ballandıra ballandıra anlatırlar evli erkek arkadaşlarına, evli beyefendilerin de ağızlarının suyu akar. Ağzından bal damlıyordur bu bekar arkadaşlarının.
Tek geleceğimiz evlenmek midir? Kalıpların dışında düşünmek suç mudur? Bırakın mecburiyeti, aslında hepimizin içinde kaynar bir kazan fokurdar. Aşık olmak, aşkınla bir yuva kurmak, pembe panjurlu ev, babasına benzeyen bir erkek çocuğu hayali mevcuttur beyinlerimizin sol sütununda, ama maalesef bunu bastırırız. 'Önce kariyer' 'Evlilik bana çok uzak geliyor' gibi cümleleri önümüze siper ederiz.
Bunlar da hayatın bizden beklentileridir aslında. Hayat bizi yönlendirmektedir. Hayata karşı yeniğiz. O nedenle, evlilik bize sunulmuş tek gelecektir, o nedenle, madem olacak; biz aşkımızla evlenmek istiyoruz. O nedenle hayallar kuruyoruz. İlk gecemizi bile evliliğe saklamış bireyleriz. Evlilik bizim tek geleceğimiz çünkü. Üretkenliğe karşı durgunluk yaşamamalı beyinlerimiz. Çünkü biz bu psikolojinin ağırlığıyla eziliriz...
Ve sonra, kadın evlenmeyi bekler. Erkek isteyince gelir alır. Kadın evlilik hazırlıklarına başlar, erkek zaten bir bekçi köpeği gibi(sevimlilerinden!) yapılması gerekeni yapar. Bu arada, kızcağızın giyim tarzından, erkek arkadaşlarıyla münasebetine kadar, her bir şeyini değiştirmesi gerektiğine vurgu yapar...
Ve sonra kız, bu adama aşık olur. Adam kıskanıyordur çünkü.
Yemişim kıskançlığını...;)
Aslında evlilik düzenli bir cinsel hayat için yapılmış bir uygulamadır. Erkek için ütü olayına kesin çözümdür.
Boşanmak için gerçekleştirilen bir eylemdir kimi için.
Kısacası evlilik,Simone De Beauvoir'in dediği gibi, geleneksel olarak kadınlara sunulmuş tek gelecektır. Bir çok kadın ya evlidir, ya bir zamanlar evlilik geçirmiştir,ya da evli olmadığı için acı çekiyordur.
Not: Bu konuyu paslamak istedim ben de;
Siz ne dersiniz?
Kuulumsu
İpek böceği
kahveli misbon
Fragile
elmyra
yakup
Aradia
Biricit
Şimdiden teşekkürler herkese...
KUULUMSU'MUN MİMİ
Gönderen MİSİ zaman: Cumartesi, Nisan 21, 2012
Yemek olsam ne yemeği olurdum?
Hafif bir tatlı olurdum.Mesela; ayva tatlısı. Bayılırım.
Müzik aleti olsam ne olurdum?
Keman olmak isterdim.
Neden mi?
Bi düşüneyim.
Buldummm.
Kimse elini ve ağzını sürmesin diye:))
Araba olsam hangisi olurdum?
Hem hızlı, hem gösterişli, hem de rahat olmayı kim sevmez ki?
BMW Z4 tabi ki.
Aylardan hangisi olurdum?
Aşk ayı olmak isterdim.
Aşkım'la Kasım'da tanıştık.'''Kasımda aşk başkadır'''
Ayakkabı olsam hangisi olurdum?
Kırmızı, platform topuklu bir ayakkabı olurdum. Çok fazla değil arasıra giyilen... O nedenle hep yepyeni kalan...
Kıyafet olsam hangisi olurdum?
Rahat bir kıyafet olmak isterdim. Aklıma ilk gelen kot bir pantolon, ama en rahatından. Hiç üstünden çıkarmak istemeyeceğin cinsten.
Renk olsam ne olurdum?
En sevdiğim renk, kendimi bildim bileli kırmızıdır.
Hayvan olsam hangisi olurdum?
Güçlü bir kuş olmak isterdim. Uçmayı düşünmek beni heyecanlandırdı. Sadece 1 gün, kuş olmak isterdim gerçekten...
Şu anda okuduğun kitabın 137.sayfasında ne var?
Bir sohbet sırasında Arif Nihat Asya'ya ''eğilir, bükülür, katlanır,istenilen şekle kolayca sokulur bir camyapmışlar, duydunuz mu?'' diye sorarlar.
O da şu cevabı verir.
''Desenize,camı da kendimize benzettik!''
(Bilgelik Hikayeleri sayfa:137)
Hafif bir tatlı olurdum.Mesela; ayva tatlısı. Bayılırım.
Müzik aleti olsam ne olurdum?
Keman olmak isterdim.
Neden mi?
Bi düşüneyim.
Buldummm.
Kimse elini ve ağzını sürmesin diye:))
Araba olsam hangisi olurdum?
Hem hızlı, hem gösterişli, hem de rahat olmayı kim sevmez ki?
BMW Z4 tabi ki.
Aylardan hangisi olurdum?
Aşk ayı olmak isterdim.
Aşkım'la Kasım'da tanıştık.'''Kasımda aşk başkadır'''
Ayakkabı olsam hangisi olurdum?
Kırmızı, platform topuklu bir ayakkabı olurdum. Çok fazla değil arasıra giyilen... O nedenle hep yepyeni kalan...
Kıyafet olsam hangisi olurdum?
Rahat bir kıyafet olmak isterdim. Aklıma ilk gelen kot bir pantolon, ama en rahatından. Hiç üstünden çıkarmak istemeyeceğin cinsten.
Renk olsam ne olurdum?
En sevdiğim renk, kendimi bildim bileli kırmızıdır.
Hayvan olsam hangisi olurdum?
Güçlü bir kuş olmak isterdim. Uçmayı düşünmek beni heyecanlandırdı. Sadece 1 gün, kuş olmak isterdim gerçekten...
Şu anda okuduğun kitabın 137.sayfasında ne var?
Bir sohbet sırasında Arif Nihat Asya'ya ''eğilir, bükülür, katlanır,istenilen şekle kolayca sokulur bir camyapmışlar, duydunuz mu?'' diye sorarlar.
O da şu cevabı verir.
''Desenize,camı da kendimize benzettik!''
(Bilgelik Hikayeleri sayfa:137)
Etiketler:edebiyat,şiir, makale,yazar, Arif Nihat Asya, ayva tatlısı, BMW Z4, Kasımda aşk başkadır, keman
Subscribe to:
Kayıtlar (Atom)




















