ERKEĞİN İSTEKLERİ


Dünkü yazımda birbirini çok seven, ancak değer yargıları çok farklı olan karı kocanın boşandıktan sonra bir evlilik anlaşması yaparak, tekrar bir araya gelmeyi düşündüklerinden söz etmiştim. Dün, kadının kocasından neler istediğini, evlilik sözleşmesinin şartlarını yazdım.

Bugün erkeğin istekleri nelermiş, okuyalım.


1-Her sabah kahvaltı hazır olacak

2-Her hafta düzenli ütü ve çamaşır yapılacak

3-Her akşam eve geldiğinde yemek hazır olacak

4-Her akşam kahve saati olacak ve eşe hizmet edilecek

5-Ev her zaman düzenli ve temiz olacak.

Bu kadarcık... 



***

İşte erkek bu, durur durur damardan vurur. Ee kardeşim, bu kadın hiç iş yapmamışsa, bu saatten sonra kaç adım atabilir ki sana? Sen bir adım at, O da bir adım atsın çok güzel, ama bu kadının sana koşmasını istersen, bence bir adımı atarken düşecek valla...

Demek ki eşin kahvaltı hazırlamıyordu, düzenli ütü ve çamaşır yapmıyordu, yemeği hazır bulmuyordun vesaire vesaire... Bu hizmet davranışları bu kadar önemli ise neden bu kadınla evlendin? Başka kadınla evlenseydin? Şöyle kendi kültüründen bir Ayşe kadın bulaydın kendine? Bu ne? Dalga mı geçiyorsun?

Olaya bakın. Adam kadını arıyor, onsuz olamayacağını ilk kendisi söylüyor, bi de şartlara bakın. Üstüne bir de para isteyecek ayıp olmasa... Seni olduğun gibi kabul ediyorum diyemiyor.

Kadında bu şartları uygulayacak, ne yürek,ne maharetli eller,ne kıvrak bir vücut yapısı,ne de iş kültürü var? Kadın kabul etse bu şartları, biliyor ki yapamayacak, hadi yapmaya çalıştı diyelim, evde erkeğin borusu ötecek...

Bu iki insan yeniden evlenmeli mi? Evlenirlerse mutlu olamayacaklar, ikisinin de istekleri bitecek gibi görünmüyor.

Evlenmemeli mi? Birbirlerinden başkasını gözleri görmüyor.

***



Hayattan, evlilikten beklentilerimizin hesabını yapıyor muyuz, çevremizdekiler, ortak paydada buluştuklarımız değil mi? Aradıklarımız, değerlerimizin örtüştüğü kişiler değil mi? Siz masa örtüsünün zerafeti, kıvrımı,rengi gibi özelliklerine bakarken, yanınızdaki üzerindeki kırıntılara takılırsa nasıl yaşanır bu evlilik?

Bence en azından birinin diyeceği tek lafa bakar bu evlilik müessesesi.
Bu laf şudur: HAKLISIN (Bir kadın olduğuma göre bir kelime daha ekleyelim. HAKLISIN KARICIĞIM:) )

İKİ EVLİ AŞIK


Birbirini çok seven, ancak değer yargıları çok farklı olan iki kişi evleniyorlar. Bu evliliğe 2 yıl katlanabiliyorlar, 2 yıl sonra birbirlerini çok sevmelerine rağmen boşanıyorlar. Kadın özgür ruhlu, kocası da sorumluk bilsin isteyen bir insan... Erkek ise, eşinin evliliğin gereklerini yerine getirmesini bekleyen, seven insan kocasına hizmet eder diyen bir anadolu çocuğu...
Boşanıyorlar, ama ikisi de boşandıktan tam 10 ay sonra, birbirlerinden başka kimseyi sevemeyeceklerini anlıyorlar. İkisi de birbirine kör kütük aşık. Erkek kadını arıyor, onu çok sevdiğini söylüyor, üzüntüden iğne ipliğe dönen kadın bir anda çok mutlu oluyor. Görüşüyorlar, fakat kadın yeniden evlenmelerinin doğru olmayacağını, değer yargılarının, yaşama bakış açılarının çok farklı olduğunu söylüyor. Evlendikleri zaman, bu sorunların ortadan kalkmayacağını anlatıyor. Erkek ısrar ediyor, değişmek için çabalayacağını söylüyor. Kadın ‘‘o zaman senin de taleplerin olmalı, eğer sen benim istediğim gibi bir adam olursan, ben de senin istediğin gibi olmaya çabalarım’’ diyor. Kendi aralarında bir evlilik sözleşmesi yapıyorlar.
Kadının Şartları
      1)      Dışarıda giyinilen kıyafetlerle yatakta oturulmayacak.

2)      Üzerinden giysiyi çıkaran, oraya buraya atmayacak, düzeltip dolabına asacak.

3)      Kimse kimsenin havlusunu ve bornozunu kullanmayacak

4)      Mutfağa girip yemek yapan, mutfağı dağınık bırakmayıp, çöplüğünü toplayacak.

5)      Herkes kendi şişesinden su içecek, kimse kimseninkinden içmeyecek.

6)      Ayakkabısını çıkaran, kendi eliyle ayakkabı dolabına yerleştirecek.

7)      Kimse kimseye espri de olsa küfürlü konuşmayacak.

8)      Dışarıdan gelen, önce duş alacak.

9)      Kimse kimseyi duymazlıktan gelmeyecek (2.tekrarda cevap alınamazsa duymazlıktan gelmiş olur)

10)  Bu hükümlerin her hangi birisine uyulmadığı takdirde erkek kadına 500 TL borçlu duruma düşer.

Vay anasını!...
Bugün bu kadının bu evde neden yaşayamadığını anlamaya çalışalım.
Bence bu kadın bütün sorumluluğu kendi üzerine almıyor, erkeğe de sorumluluk veriyor. Dağınık bir adamdan şikayetçi, ve biraz fazla titiz. Adam bence,-çok sevdiğine göre-denemiştir eşini mutlu etmeyi. Ama nereye kadar? Bi yerde tıkanmış olsa gerek.
Kadın bir de eşinin kendisini dinlemediğinden de şikayetçi. Allah bilir, adam maç izliyorken, dünyasını unutuyor belki de, ne sinir bozucu...Ya da kadın  dışarı çıkacağını söylüyor, adam duymazlıktan geliyor.
500 TL güzel bir fikir. Hata çok sık yapılıyorsa dünyanın parası eder, çok sık yapılamaz bu nedenle...
Erkek bunları kabul edecek mi peki?  Erkeğin şartları neler, yarın da erkeğin şartlarını yazacağım.




MİM SORUSU:'KADINLARA SUNULMUŞ TEK GELECEK EVLİLİK MİDİR ?'

Evlilik bir mecburiyet midir?
Evlilik, her genç kızın arzusudur aslında, her ne kadar 'bekarlık sultanlıktır', 'Evlenmesi bir alacakuş, geçinmesi bora ile kış' gibi atasözlerimiz var ise de;'Çok koca seçen kız, kelle evlenmek zorunda kalır' gibi bir atasözümüz de mevcuttur.
'Kızını fırsat bulunca, oğlunu canı isteyince evlendir' atasözümüz de, aslında kız annelerinin bilinçaltını açık bir şekilde ifade etmektedir.
Ah kız anneleri; yaş biraz geçince, evde kalacaksın edasıyla bakarlar kızlarının  gözlerine, ama ağızları tatlı konuşur genelinin. Çünkü kızlarının mutluluğunu da isterler.
Peki ya beyefendiler?
Ayh, onların işi hep kolay oldu zaten. Onlar 35 yaşında evlendiklerini, çok gezip gördüklerini ballandıra ballandıra anlatırlar evli erkek arkadaşlarına, evli beyefendilerin de ağızlarının suyu akar. Ağzından bal damlıyordur bu bekar arkadaşlarının.
Tek geleceğimiz evlenmek midir? Kalıpların dışında düşünmek suç mudur? Bırakın mecburiyeti, aslında hepimizin içinde kaynar bir kazan fokurdar. Aşık olmak, aşkınla bir yuva kurmak, pembe panjurlu ev, babasına benzeyen bir erkek çocuğu hayali mevcuttur beyinlerimizin sol sütununda, ama maalesef bunu bastırırız. 'Önce kariyer' 'Evlilik bana çok uzak geliyor' gibi cümleleri önümüze siper ederiz.
Bunlar da hayatın bizden beklentileridir aslında. Hayat bizi yönlendirmektedir. Hayata karşı yeniğiz. O nedenle, evlilik bize sunulmuş tek gelecektir, o nedenle, madem olacak; biz aşkımızla evlenmek istiyoruz. O nedenle hayallar kuruyoruz. İlk gecemizi bile evliliğe saklamış bireyleriz. Evlilik bizim tek geleceğimiz çünkü. Üretkenliğe karşı durgunluk yaşamamalı beyinlerimiz. Çünkü biz bu psikolojinin ağırlığıyla eziliriz...
Ve sonra, kadın evlenmeyi bekler. Erkek isteyince gelir alır. Kadın evlilik hazırlıklarına başlar, erkek zaten bir bekçi köpeği gibi(sevimlilerinden!) yapılması gerekeni yapar. Bu arada, kızcağızın giyim tarzından, erkek arkadaşlarıyla münasebetine kadar, her bir şeyini değiştirmesi gerektiğine vurgu yapar...
Ve sonra kız, bu adama aşık olur. Adam kıskanıyordur çünkü.
Yemişim kıskançlığını...;)
Aslında evlilik düzenli bir cinsel hayat için yapılmış bir uygulamadır. Erkek için ütü olayına kesin çözümdür.
Boşanmak için gerçekleştirilen bir eylemdir kimi için.
Kısacası evlilik,Simone De Beauvoir'in dediği gibi, geleneksel olarak kadınlara sunulmuş tek gelecektır. Bir çok kadın ya evlidir, ya bir zamanlar evlilik geçirmiştir,ya da evli olmadığı için acı çekiyordur.
Not: Bu konuyu paslamak istedim ben de;
Siz ne dersiniz?
Kuulumsu
İpek böceği
kahveli misbon
Fragile
elmyra
yakup
Aradia
Biricit
Şimdiden teşekkürler herkese...

KUULUMSU'MUN MİMİ

Yemek olsam ne yemeği olurdum?
Hafif bir tatlı olurdum.Mesela; ayva tatlısı. Bayılırım.






Müzik aleti olsam ne olurdum?
Keman olmak isterdim.
Neden mi?
Bi düşüneyim.
Buldummm.
Kimse elini ve ağzını sürmesin diye:))







Araba olsam hangisi olurdum?
Hem hızlı, hem gösterişli, hem de rahat olmayı kim sevmez ki?
BMW Z4 tabi ki.






Aylardan hangisi olurdum?
Aşk ayı olmak isterdim.
Aşkım'la  Kasım'da tanıştık.'''Kasımda aşk başkadır'''

Ayakkabı olsam hangisi olurdum?
Kırmızı, platform topuklu bir ayakkabı olurdum. Çok fazla değil arasıra giyilen... O nedenle hep yepyeni kalan...

Kıyafet olsam hangisi olurdum?
Rahat bir kıyafet olmak isterdim. Aklıma ilk gelen kot bir pantolon, ama en rahatından. Hiç üstünden çıkarmak istemeyeceğin cinsten.

Renk olsam ne olurdum?
En sevdiğim renk, kendimi bildim bileli kırmızıdır.

Hayvan olsam hangisi olurdum?
Güçlü bir kuş olmak isterdim. Uçmayı düşünmek beni heyecanlandırdı. Sadece 1 gün, kuş olmak isterdim gerçekten...

Şu anda okuduğun kitabın 137.sayfasında ne var?
Bir sohbet sırasında Arif Nihat Asya'ya ''eğilir, bükülür, katlanır,istenilen şekle kolayca sokulur bir camyapmışlar, duydunuz mu?'' diye sorarlar.
O da şu cevabı verir.
''Desenize,camı da kendimize benzettik!''
(Bilgelik Hikayeleri sayfa:137)







KURANCA DERSİ


 Din adı verilen, özgür ruhumuzun temsili aksı olduğunu düşündüğüm bu kalbimden beynime giden, bazen beynimden kalbime inen, tüm iyilikleri hatırlatan, güzelliklerin kapısını açan bu üç harf...Aşk gibi...
Din bence aşktır.
Sevgi olmadan din olmaz.
Nefretin olduğu yerde din yoktur.
Aşk, her şeyi sevmekle başlar.
Yaralı bir kuşu iyileştirme çabası kadar basittir belki,
İnsanların eksileriyle dalga geçmememektir ya da...
Yetim bir çocuğu bağrına basmaktır,
Bitkiyi sulamaktır.
İmdat diyen birisine yardım etmektir aşk.
Güler yüzünle selam vermektir.
Bu kadar basittir.
Aşk dindir.
Din sevmektir.
............................
Kuranca dersleri gelecek diyor bir arkadaşım. Gülüyorum.
-Kuran dersi diye düzeltiyorum.
İngilizce mi bu? Yoksa almanca mı?
-''Yarım imam dinden eder demişler'' diyor ve gülüyor.
Düşünüyorum.
Aşksız bir dünyanın, merhametsiz çocukları olmayalım sonunda, dinine körü körüne bağlı bir millet yaratmaya çalışırlarken (ya da öyle görünürlerken), dinimizden olmayalım.
Evrensel ahlak ilkeleri varken, itaat ve ceza dönemine dönüyoruz.

İnsanı insan yapan maneviyattır.
Din aşktır.
Din maneviyattır.
Elif be te se cim ha
kurancadır.
Bunun sonunda mecburiyet olacaktır.
Artık bunu hepimiz kestiriyoruz.
Bunun mecburi olduğunu savunacak kişilerin, maneviyattan,dinden imandan haberi yoktur. Çünkü dinde zorlama yoktur.
Böyle düşünenler, aşkı,dini bilemez.
Bildikleri kadar basit değildir din.
Sadece beyinlere ağ öreceklerdir.
Bu bir ayrışma ve tartışma konusu olacaktır.
Asıl amaç din değil, budur.
İzleyelim ve görelim....