KALBİNE SOKTUN ORADA BIRAKTIN

Uzun yıllar söylemedin, ama O biliyordu.Bakışlarını okuyan gözleri vardı. Bakışlarını anlatan bir kitap yazdı, ama sen bilmedin, bildiğin başka şeyler olmuştu muhtemelen. Onun da bakışları Onu ele veriyordu, hepimiz farkındaydık.Girer girmez gözleri seni arıyordu. Bir günah değildi galiba bilip te bilmezden gelmek, ama bir günahtan daha beterdi bilip te konuşmamak...
Çok ağır bir yüktü taşıdığın. Ellerinin arasındaydı, Onu elleriyle büyüten bir başkasıydı belki, ama solmuş yaprakları, senin dokunuşunla canlanacaktı. Sen bunun farkındaydın, bakışların seni en az, onu ele verdiği kadar ele veriyordu. Onunla konuşmak için zamanın ötesinde zamanlar vardı beyninde, onunla vakit geçirmek, yaşanmışlıkların en güzeliydi, ama hayallerinde...
Ellerine dokunamadın, vücudunda yanamadın.
 Sen onu ellerinde taşıdın. Yıllarca taşıdın,  sonra kalbine soktun, orada bıraktın...

GERDEĞİ GÖREMEDEN



Çocukluğunu yaşamadı bile, arkadaşları sokakta oynarken, o amcasının oğluyla nişanlı idi, henüz 9 yaşındaydı. 14 yaşında ise evlendi.(başlık parasına satıldı desek daha doğru olur), Onun ailesinde kadının söz söyleme hakkı yoktu, denileni yapmak zorundaydı. Hayal bile kurma özgürlüğü olmadı. Hayallerinin, babası ve amcası tarafından duyulduğunu sanırdı. Sevmek gibi bir lüksü yoktu. Ortada bir yanlış var ise potansiyel suçlu kendisi idi. Suç işlenirse, kan davalarıyla sonuçlanan ölüm hikayeleri vardı onun dilinde.Duyguları olamazdı.Olmamalıydı.


Hep korkuyla yaşayan, sevmekten korkan, suçlanmaktan korkan küçücük bir kalbin öyküsüydü bu. Ona göre bu bir tabuydu. Cinsellik yanlıştı.. Öyle öğretmemişler miydi? Ama şimdi onu satmışlardı. Bir türlü aklı ermedi buna. Satınca yanlışlar doğru mu oluyordu?  Beyni anlam veremiyor, yüreği kan ağlıyordu. Bunları düşünmesi bile suçtu. Bu düşünceleri hemen terk etmeliydi. Bütün vücudunu korku sardı, tir tir titriyordu, o daha bir çocuktu aslında, babasının verdiği her karar doğru olmalıydı, o halde şu anda doğru olanı yapıyordu. Yapıyordu ama  körpecik  vücuduna söz geçiremiyordu. Sadece titriyordu bu vücut. Belki de şu ana kadar duyguları ilk defa harekete geçiyor, bir hesaplaşma yaşıyordu beyninde. Duygularının olduğunu ilk defa fark ediyordu, vücudunu ateş basmıştı,


Kızcağızın sorunu kendiyleydi, nefes nefese kalmıştı, kalp atışları hızlandı, gelinliğini çıkarmıştı, günahkar sayılırdı, ama, iç çamaşırını bir erkeğin yanında çıkaracak kadar günahkar olamazdı. Babası bu düşüncesinden dolayı kutlamalıydı onu aslında. Ah ne ayıp? Neler düşünüyordu böyle. Aklından silmeliydi saçma düşüncelerini…


Onu sabırsızlıkla bekleyen bir oğlan çocuğu, beklemekten delirmiş gözlerle onu süzerken, bu gözler kızcağızın bakışları ile karşılaştı, o anda biri yol göstermeliydi, ne olmalıydı, belki de sıcak bir dokunuş olmalıydı, ellerini ellerinde hissetmeliydi, ’Korkma’ deseydi biri…
Ama öyle olmadı. ’Korkma’ deseydi belki de korkmazdı.
Çok korktu, çok titredi, çok terledi. Bulunduğu yerde buz kesmişti.
Bir adım atmayı deneyecekti. Yukarıdan onu izleyen baba ve amca, onu ayıplar mıydı ki?
Ayağını kaldırdı, bulunduğu yere yıkıldı…
Ertesi gün gazeteler yazdı:
Gerdeği göremeden ölümü gördü
Töre gereği amcasının oğluyla evlendirilen 14 yaşındaki kız, düğün gecesi kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Kızın babası, kızının kızlığının daha önce bozulmuş olabileceğini öne sürerek   inceleme raporu sundu…

SEDEFLİ PEMBE





Kanal Cırtlağa Hoş geldiniz,

Rengarenk şalım, yeşil öjelerim ve sedefli pembe rujumla sizlerleyim, bugünkü konumuz:

Hangi tatlısınız?

...................

Bugün bir aşure yedim, rengi mi dersiniz, kokusu mu dersiniz, ağıza gelen her lokmanın içindeki tanelerin bolluğu mu dersiniz,üstündeki o cevizin ,o narın tadı mı? İçindeki fasulyenin, nohutun, buğdayın tazeliği mi, kayısının o yumuşacık tadı mı? O tarçının kokusu mu? Tatlı meyvelerin kasedeki ekşi esintisi mi?

Yerken, aklıma geldi: Bir tatlı olsam ne olurdum? Aşure olurdum.

Aşure için en gerekli malzeme öncelikle sabırdır.

İçine konulan maddeler ayrı ayrı kaynatılıp sonradan birleştirilir.

Herkes,lezzetini,kıvamını tutturamaz.

Fazlasıyla karışıktır.

Afrodizyak etkisi vardır.

Saatlerce pişer, eve güzel bir koku yayılır.

Geleneksel bir tatlıdır.

Çeşitlilik güzel ve uyumlu bir birlik kurmuştur.

Seven kişi yedikçe yemeye doyamaz, sevmeyen, sevmeye çalışsa da sevemez.

Tatlı bir lokmanın içinden ekşiler fışkırabilir.



Siz hangi tatlısınız? Neden?

Aşure yapmaya kalkıyorum, tabi ki hazır olanlardan... İşte ben böyle, pembe bir insanım. Hayır hayır, sadece pembe değil, sedefli pembe bir insanım:) Üzerimde simlerim var. Simlerim dökülür zahmete girersem:)

Anlayana sivrisinek, anlamayana davul diyelim:)



Okuduysanız mimlendiniz demektir...



Siz benim bu huyumu biliyorsunuz artık, hemen google'a yazdım.'Hangi tatlısınız' diye bir test varmış maalesefem.Patent benim değil yane.

Soruları da kopyalayıp yapıştırıyorum.

Buradan buyrun.

1-Hangisi sizin için ideal bir ilk buluşma?

Evde film ve abur cubur eşliğinde bir gece
Bir gece kulübünde sabaha kadar eğlence
Dışarıda romantik bir akşam yemeği
Sinema
2-Hangisi sizin için daha doğru bir tanım?
 Hemen herkesle arkadaş olurum
İnsanlara karşı mesafeliyimdir<><>
Az arkadaşım vardır
Hemen herkes benimle arkadaş olmak ister
3-En son nerede yeni bir arkadaş edindiniz?
Gittiğim kursta
Yolculukta
İş yerinde
Okulda

4-Bir doğal felaket yaşandığında bunlardan hangisini yaparsınız?

Yardım malzemesi gönderirim
Olay yerine giderim
Maddi yardım gönderirim
Dua ederim
5-Boş birkaç saatiniz var, bu zamanı hangisini yaparak değerlendirirsiniz?
Ufaktan temizlik yaparım
Kitap okurum
Arkadaşlarımla buluşurum
Resim çizerim, örgü örerim, el işleriyle meşgul olurum
6-Bu içeceklerden hangisini daha çok tüketiyorsunuz?
limonata
gazoz
portakal suyu
süt

7-Bir sergi açılışına davet edildiniz. Nasıl bir giriş yaparsınız?
Hızla sergiyi gezer kimseye çaktırmadan ortana kaybolurum
Hemen beni davet eden kişiyi bulurum
Öyle bir açılışa hayatta tek başıma gitmem
Sesli bir giriş yaparım, herkes beni hemen fark eder


8-Bir hastanede çalışıyor olsaydınız bu işlerden hangisini yapmayı tercih ederdiniz?
Doktor
Resepsiyonist
Hasta bakıcı
Hemşire

9-Saç renginiz hangisi?

Kahverengi
sarı
kızıl
siyah
Sonuçları da yorumda gönderiyorum ki, gözünüz kaymasın.
Ben mi ? Ben aşureyim, bu testte aşure yok:(




10 SORUYA 10 CEVAP

Blog dostum Elmyraucuc beni mimlemiş. İlk defa mimleniyorum. Ayh,  çok heyecanlandım gerçekten...Hem de iki defa mimlenmişim. Hemen yazmaya koyuluyorum, aslında çok geç kalmışım, arkasından bir kaç mim konusu gelmiş, geçmiş, yeni gördüm.  Arkadaşım beni mimlemiş te yazmaz mıyım?
 Benim için basit olandan başlayacağım. Babalar ve kızları konulu yazı yazmak benim için öyle zor ki; onu bir ara yazarım:)
Bugün diğer mimden kurtulayım:))
Hemen başlayalım:
1-Sence çok anlamlı bir söz;
Siz kendinize inanın, başkaları da size inanacaktır
2-Makyajında olmazsa olmazın?
Olmasa da olur, ama genelde hepsi birlikte olur.

3-Uyguladığın güzellik tüyosu nedir?
Söylersem, herkes güzel olur:)


4-En sevdiğin içecek?
kahve tabi ki. Asırlardan beri aynı cevap. Ölene kadar vazgeçmeyeceğim.  Yazan: Arabesk sevgili :))

5-Nefret ettiğin bir şey?
sevgisiz ve kıskanç insanların bakışları

6-En çok sevindiğin iltifat?
peh, çocuk muyum ben? Küçük bir kızken, iltifatlar hoşuma giderdi. Hele bir cümle vardı beni havalara uçuran:''Sen kilo mu aldın?'' Ne komik di mi? Kompleks işte...
7-Favori kitabın?
Çocuk iken şeker portakalı idi.
Şu günlerde; Serenat
(Kundakçı da güzel... Öyle bir kitap ki; O 400 sayfayı, 2 günde bitirecek kadar sürükleyici)

8-Sana görünüş olarak yakın bulduğun ünlü?
Görünüş olarak Gülşen Bubikoğlu


Yakın bulduğum karakter ''Hürrem'' tabi ki de:))


9-Herkesin beğendiği, ama senin beğenmediğin bir ürün?
avon ve türevleri

10-Şu anda en çok almak istediğin kozmetik ürünü?
rimel lazım aslında


Teşekkürler Elmyrauruc.
Kahvelimissbon mimlendin:)

DÜŞ, VAR OLAN EN GERÇEK ŞEYDİR.

Okuduğum bu yazıyı sizinle paylaşmak istedim. Önce yazmaya koyuldum. Sonra google da aratmayı denedim, iyi ki de denemişim, yazıyı buldum. Hemen kestim, yapıştırdım. Siz de benim kadar sevecek misiniz bakalım? Buyrun okuyun...
''Anlamsız bir yaşantın oldu; zorlu bir yaşam. Bir iş ve maaşın yanılsatıcı güvenliği ardına saklandığından, bu dünyanın yoksulluk ve acılarının kalıcı olmasına yol açıyorsun. Yaşam bağımlı olunmayacak kadar değerli, vazgeçilmeyecek kadar zengindir! Artık değişmenin zamanıdır! Benimsediğin çatışmacı dünya vizyonunu terk etmenin zamanı. Yaşamayan her şeyi yok etmenin zamanı. Yeniden yaşama kavuşmanın zamanı. Kölelikten çıkışın ve özgürlüğe yeniden kavuşmanın zamanı. Bu bir insanın aklına getirebileceği en büyük serüvendir: Bütünlüğünü yeniden ele geçirmek.
Bağımlılık, düşün reddedilmesidir.Bağımlılık özgürlükten yoksunluğu ve yaşamdan vazgeçişi gizlemek için insanların taktıkları maskedir.
Yoksulluk, kişinin kendi sınırlarını görememesi demektir.Yoksul olmak, kişinin hoşlanmadığı ve yapmayı seçmediği bir iş karşılığında kendi yaratıcılık hakkından vazgeçmesidir.
Ayıl artık! Kendine karşı ayaklan ve kendi devrimini gerçekleştir.
Düş var olan en gerçek şeydir.''

KALBİMİN ORTASINA BIRAKTIN AŞKINI, BATIYOR

Ölürsem yalnızlıktan
Ve senin kötü kalbinden
Fikrimin dikenlerinden
Batıyorsun, hala derinden

Acıyor, acıyor, acıyor
Her yolu denedim, bitmiyor
Kalbimin ortasına bıraktın aşkını, batıyor
Sakın gelme istemem
Çok korkuyorum senden
Bu muammalı halden
Çek çıkar elini kalbimden

Bin türlü ihtimali düşünüyorum
Aklına gelmiyor muyum bilemiyorum

Acıyor, acıyor, acıyor
Her yolu denedim, bitmiyor
Kalbimin ortasına bıraktın aşkını, batıyor

KÜFRÜN DE ARMONİSİ VAR


Geçmiş yüz yıldan kalma o esprilere gülemiyorum sevgili okur. Kendini espri makinesi zanneden,  bol bol küfür savurarak insanları güldürdüğünü sanan bir kitle...
Hani küfür duyduğun için,kendini kasıp gülersin,bu gülümseme de bir müddet yüzüne yapışır kalır ya,ama aklın başka yerdedir.Ya da küfür çok gereksizdir o anda sırıtır,bu sebep te olabilir sırıtma sebebin. 
Fırt fırt küfür eden, değişik küfür edeyim derken, küfürün anasını ağlatan, erkekliğin bundan ileri geldiğini sanan yurdum insanı maalesef.
İnsanız, deşarj olacağız elbet, o andaki kızgınlığımızı, bir kelime, kelime öbeği ya da bir cümle özetlemeli belki, zihnimizde büyüyen şey, ağzımızdan çıkan lafa yapışıp si olup gitmeli, ya da maça gittiğinde küfür korosuna katılabilmeyi de bilmeli insan, ama yerinde ve zamanında, ya da ihtiyaç duyduğunda...
.....
Küfrün de bir armonisi var yaaa, yapmayın,bırakın onu becermeyi bilen yapsın.
Küfür insanın ağzına yakışmalı, yaşam şeklin, yaşayış şeklin de önemli, hayatın içinden olmalı küfredecek cambaz. Onun küfrü çok doğaldır, pratiktir, küfürü kombinler, türevini alır, ters çevirir çarpar, olması gereken yere usulca koyar, naneli şeker gibi kokar ağızda.
Ama her bir olaya, her bir şahsa, günün her anında küfür savuran küfür delileri;  bırakın entel dantel konuşmayı; konuşmayı bile bilemedikleri için, dikkat çekmenin yolunu küfür dağarcığımızın içindeki o belirgin küfürlerde bulmuşlar, önüne arkasına ekleme çıkartma yaparak küfür cümbüşü yaratmışlar kendilerince. Ne cümbüş ama! İşte bu insanların ağzında, sarımsak gibi kokuyor…

AŞK AYIN HİLAL HALİ

''Fırtına, kar, hayatı felç etti'' Haberleri dinliyorum. Burada yine kar var. Biliyorsunuz; pazartesi okullar açıldı. Öğrencilerim facebooktan  ‘’kar; yağacak zamanı buldun ‘’diye dert yanıyorlardı geçen hafta… Şimdi okullar açıldı ve kar yağdı. Dualar kabul oldu çocuklar. Tatili seviyorsunuz madem. Alın size kar. Çok ilginç sayılmazsınız...
Kendimi bildim bileli öğrenci tatili sever. Kötü havanın hayatı felç etmesine rağmen sever.
Geçen hafta kardan nefret eden öğrenciler, pencereden bakarak, kar ne güzel görünüyorsun, bol bol yağ diyorlar. Sibirya soğuğu daha güzelmiş. Daha hoşmuş üşümesi, donması. Sibirya soğuğunu tebrik ediyoruz. Vaktinde geldi, ama; ama  buna rağmen okul tatil olmazsa,  nederiz bilemem?
Öylesine yazıyorum işte; kendiliğnden geleni yazıyorum. Bazen arabada gelirken, ya da bir şarkı dinlerken, ya da gazete okurken bir konu geliveriyor. Şuraya oturduğumda çekip gidiyor kafamdaki uçuşkanlar...
Nereye gidecek bilmeden yazarım ben yazılarımı, kafamda bir hesap olmadan, o nedenle başlığı sonra atarım. Aklıma geleni yazarım, çok fazla değiştirmemeye özen gösteririm.  Bazen saçmaladığımı düşünürüm. Olsun derim kendi kendime, tutma kendini yaz; bırak dağınık kalsın, doğal olsun.
Öyle özene bezene yazılan yazıları da pek sevmem. Belli bir kalıp içinde duran hiç bir şeyi sevmem ki ben...Ruhum gibi yazılarım da uçuşmalı, dışarıda yağan kar gibi, nereye yağdığı umrunda olmadan özgürce saçılmalı, Sibirya soğuğu gibi eğlenceli olmalı.
Aşk ayın hilal hali, karda kışta, hararetli sıcakta, aşk her yerde...
Aşk, sibirya soğuğu gibi eğlenceli...
 
Aşk, ayın hilal hali
Sevgi seli bu; taşan bir ırmak belki,  yaydan fırlayacak bir ok,  
Uçarı bir umut, ya da zavallı bir çocuk kalbin.
Haykırmalısın, bekleme,
Yoksa gidecek, zaman geçmek üzere,
Kestirmeden geç, yakala bu dopdolu kadehi, iç iç ve iç, taşmak üzere.
Hilal, dolunaydan farklıdır. Yepyeni bir başlangıçtır, umuttur, bitmek üzerelikten haberi yoktur onun.
Aşk ayın hilal hali; başlamak üzere,
Sabrın çok büyük, yeni yeşeriyor umutlar,
Haykırmalısın, bekleme, tren kaçmak üzere.
Zamanında güzeldir her güzel olan...
Aşkın da bir zaman aşımı vardır  
Ay dolunay olup gitmek üzere...

Sandalla gezerken bir köpek balığına rastlayamazsın,
Sandalı seçersen, senin için bu hayat bitmek üzere...
Aşk ayın hilal hali
Sibirya soğuğu bile
Aşık olunca eğlenceli.
Derinlere git, çok derinlere!

ERKEKLERE: STRES ERKEKLİĞİ ÖLDÜRÜYORMUŞ!!!


Bir erkek okurum, twitterdan bana şöyle seslenmiş:
‘Daha çok kadınlara hitaben yazıyorsunuz’   
Düşündüm, sayfama bakındım, inceledim, evet dedim, doğru tespit…
Sonra düşündüm, şu sonuca vardım:
‘Kadınları ilgilendiren her şey, aslında erkekleri de ilgilendirir, erkekleri ilgilendiren her şey aslında kadınları da ilgilendirir.’
Ve gazeteleri karıştırırken, bir başlık ilgimi çekti.
‘Stres, erkekliği öldürüyormuş’
Duydunuz mu beyler? Bu defa size yazacağım…
Aşırı titiz, kuruntulu, her şeyin kontrolü altında olmasını isteyen erkek tiplerinde ereksiyon sorunu yaşanıyormuş.
Ne yapalım, çare tarifesini açalım, ilacın formülünü okuyalım. Panter gibi hemen üzerlerine atlamayalım, yan etkisi vardır maazallah. İntihara meyilli hale gelebilir. Çareler:
1-‘Stresli erkeklerin sevdikleri ile tatile çıkarak stresin kaynağından uzaklaşması gerekir’
Ah tatil! Mis gibi bir deniz, sıcacık bir güneş, kumsal, elinde kitabın! Âlâ… :) Stresli erkekler söz dinlesin ve yaza tatil programı yapsın, kadınlar onların stresini alır.
2-‘Erkeklerin böyle dönemlerde kesinlikle kendilerini çok iyi anlayacak bir partnere ihtiyaçları vardır’
Derdini anlatmayan derman bulamaz. Stresli erkekler söz dinlesin, bol bol kendilerini anlatsınlar… Sus sus nereye kadar? (İçine ata ata kurudun be adam!) Erkekler yine söz dinlesin, sonrasını merak etmesinler.
Panter gibi partner oluruz evelallah…

Not1: Bu yazıyı stresli erkekler okusun.(Özür dilerim. En başından yazmalıydım.)
Not2: Biliyorum streslisiniz…
Not3: Stres erkekliği öldürüyorsa şayet; kadınlar ‘stres’ denen baş belasıyla yatıp kalkıyorlar. Demek ki o yüzden ' kadın'lar:)
 Not4: Bu yazı kadınları mı, erkekleri mi ilgilendiriyor. Yorumunuzu alayım?

İHTİMALSİZ İHTİMALLER



Sıcak bir gün.
Ağaçlar ve güneş...
Biri gölgesinde dinlendiğin yeşil bir kalabalık, diğeri seni yakan sessiz yalnızlık.
Çelişkilerle dolu bir  bahtsızlık...
Ağaçların verdiği huzuru bile talan etmiş bir güneştir bu,
Yine de mutluluk oyunları denersin,
O gölge seni bir nebze rahatlatmaktadır.
Ama vücudun sırılsıklam olmuş, sıcaktan nefes alamaz duruma gelmişsindir...
***
Kabul ettiğin anda, hayatına devam etmek zorunda kalırsın,
O yalnızlıkta hapsolup sıkışır, zamanı durdurmaya, kendini, kandırmaya çalışırsın,
Sonra buna alışırsın.
Umutların tükense de, gözlerinin önündeki kocaman pankart, hakikati gözüne soksa bile, kafanı çevirirsin,
Yine karşına çıkar bu gerçek, gözlerini kaparsın.
Açık kapıları görmezsin, yine de o kapalı kapıyı bir daha denemektir hayatının gereği...
Zorlamaktan yorulup bıktığın o kapalı kapı belki de bu sefer açılır,
Solan çiçekleri vazoya koyarsan, belki bir anda canlanıverirler.
Bütün ihtimaller kurumuş ve sen kendini kandırmaktan bile yorulmuşken de polyannacılık oyunu oynar iç sesin.
Sanki bunca zaman, hayat  seni denemiştir,
Sen de hayatı denersen, o filmlerdeki mutlu sonu yaşayabilirmişsin gibi bir ihtimal, ses verir kalbinden beynine...
****
Düşen bir yaprak gibisindir ,
Kapılıp gidersin rüzgarın yönüne,
Havada süzülür, döner durursun,
Sağa sola yalpalayarak inersin yere.
***
Uzun bir uyku olsa keşke, uyandığında "hiç" yaşanmamış olan,
Ama heyhat, yaşanmış kısacık ve çok şeydir hikayen...